اِذَا الشَّمْسُ كُـوِّرَتْۙۖ
Güneş, dürüldüğü zaman,
وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۙۖ
Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙۖ
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙۖ
Gebe develer salıverildiği zaman.
وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْۙۖ
Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,
وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙۖ
Denizler kaynatıldığı zaman,
وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْۙۖ
Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.
وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْۙ
(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ
(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙۖ
Amel defterleri açıldığı zaman,
وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ
Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,
وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙۖ
Cehennem alevlendirildiği zaman,
وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۙۖ
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ
Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ
Andolsun, yöneldiği zaman geceye,
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ
Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.