اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ
Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"
اَئِفْكاً اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ
"Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ
"O halde, alemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ
(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.
فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ
(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ
Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ
İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"
مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ
"Ne diye konuşmuyorsunuz?"
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْباً بِالْيَم۪ينِ
Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ
İbrahim, şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَاناً فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ
Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.
فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْداً فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ
İbrahim, şöyle dedi: "Ben Rabbime (O'nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir."
رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ
"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ
Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ...
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ
(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ
(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."