وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ
Göğe ve tarıka andolsun.
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الطَّارِقُۙ
Tarıkın ne olduğunu sen ne bileceksin?
اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ
O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır.
اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ
Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın.
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ
Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.
خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ
Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.
يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ
Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ
Şüphesiz Allah'ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter.
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ
Bütün sırların yoklanacağı günü hatırla!
فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ
(O gün) artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı.
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ
Yağmurlu göğe andolsun,
وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ
Yarık yarık çatlamış yere andolsun.
اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ
Şüphesiz o Kur'an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür.
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ
O, boş bir söz değildir.
اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْداًۙ
Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,
وَاَك۪يدُ كَيْداًۚ
Ben de bir tuzak kurarım.
فَمَهِّلِ الْـكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْداً
Artık sen inkarcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!