اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ
Gök yarıldığı zaman,
وَاِذَا الْـكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ
Yıldızlar saçıldığı zaman,
وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْۙ
Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,
وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْۙ
Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَاَخَّرَتْۜ
Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek.
يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْـكَر۪يمِۙ
(6-8) Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
اَلَّذ۪ي خَلَقَكَ فَسَوّٰيكَ فَعَدَلَكَۙ
(6-8) Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
ف۪ٓي اَيِّ صُورَةٍ مَا شَٓاءَ رَكَّبَكَۜ
(6-8) Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدّ۪ينِۙ
Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz.
وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ
(10-11) Halbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır.
كِرَاماً كَاتِب۪ينَۙ
(10-11) Halbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır.
يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler.
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۚ
Şüphesiz, iyiler Naim cennetindedirler.
وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ي جَح۪يمٍۚ
Şüphesiz, günahkarlar da cehennemdedirler.
يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدّ۪ينِ
Hesap ve ceza günü oraya gireceklerdir.
وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَٓائِب۪ينَۜ
Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir.
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۙ
Hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
ثُمَّ مَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۜ
Evet, hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?
يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـٔاًۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ
O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır.