هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ
Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ
O gün birtakım yüzler vardır ki zillete bürünmüşlerdir.
عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ
Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.
تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ
Kızgın ateşe girerler.
تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ
Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.
لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ
Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur.
لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ
O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ
O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ
Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ
Yüksek bir cennettedirler.
لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ
Orada hiçbir boş söz işitmezler.
ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ
Orada akan bir kaynak vardır.
ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠
Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!
وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠
Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!
وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠
Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!
فَذَكِّرْ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ
Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.