قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ
Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik."
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ
"Yoksula yedirmezdik."
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ
"Batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık."
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ
"Ceza gününü de yalanlıyorduk."
حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ
"Nihayet ölüm bize gelip çattı."
فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ
Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ
Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?
كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ
(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ
(50-51) Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفاً مُنَشَّرَةًۙ
Hatta onlardan her bir kişi, kendisine açılmış sahifeler verilmesini istiyor.
كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ
Hayır, hayır! Onlar ahiretten korkmuyorlar.
كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ
Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur'an) bir uyarıdır.
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ
Artık kim dilerse ondan öğüt alır.
وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْل...
Bununla beraber, Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O takvaya (kendisine karşı gelmekten sakınılmaya) ehil olandır, bağışlamaya ehil olandır.