عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ
(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ
(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.
وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ
(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,
اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ
Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ
Sen, ona yöneliyorsun.
وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ
(İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ
(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
وَهُوَ يَخْشٰىۙ
(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ
(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ
Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ
Dileyen ondan öğüt alır.
ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ
Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o!
مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ
Allah, onu hangi şeyden yarattı?
مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ
Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.
ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ
Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.